ßir Délinin Hatıra Déftéri..

30/9/2008 - kokoş.

derdim bu, zorum bu..
benim kendimle ufak bir sorunum yok. her geçen gün kocaman olmuş bir ben varım.
büyükçe, becerikli, eğitimli, çağdaş, genç, güzel, hayalperest v.s v.s..
ideal olan kısmından duruyorum...
bunu ben söylemedim! onlar dediler... sen ideal birisin dediler, cevap vermedim.
dışardan bakmak istedim o an kendime karşı sandalyeye oturup şöylece süzmek istedim kendimi. gerçekten de öyle miydim? birde zevkine güvendiğim kendimin fikrini almak istedim o an. ilk kez bedenimden ıkıp kendime dışardan bakmak istedim. bunu neden, nerden istedim az çok biliyorum..
takıldı aklıma ideal lafı bir kez.
kime göre ideal?
neye göre ideal?
şaşırıp kaldım. ama hiç istifimi bozmadım cevap vermedim, duymadım...
elimden geleni yaptım kısaca. ama aklımda elimden gelmeyen bir fikir de vardı. yerimden kalkıp karşıma geçip soğuk bedenime 5 dakikalığına da olsa bakmak istiyordum. yapamadım; olmadı işte...
bende onların karşısına geçtim ve onları süzdüm..
sonunda zevkine güvendiğim "ben"in yanıt verdi... "bunlar zevksiz ayol !"

kokoşum ben.. boş bir kokoş.
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/8/2008 - şerefine fahişe...

içiyorum...
doldurdum bardağımı ağzına kadar geçtim lanet hayatın karşısına
-şerefe! dedim...
korkmuş bir fahişe gibi baktı kan çanağı gözlerime, çekindi... ama gururunu elden düşürmedi.
ama çok geçmeden güzel fahişenin maskesi düştü..
-sen haa!  diye bağırdım hafif titrek bir sesle...sesimin voltajı düştü bunu hissettim ama tekrar bağırdım
-demek sendin.pis orospu!
maskesi düşen korkak fahişe topladı korkak yüzünü;
+tabi bendim aptal! ne sanmıştın...
gözü dolu bardağımdaydı..şarap mı kan mı anlayamıyordu.bu belirsizlik ürkmesine yetmişti...
-tahmin etmeliydim..ama hayat kılığına da girsen tüm fahişeliğin okunuyor yüzünden..gözüm ısırıyordu bir yerden bu fahişeyi zaten...
korkusu geçmiş gibi duruyordu.korkmadığına inanmıştım ki.titrek sesiyle kükredi;
+ağzını topla!
onu kızdırmak hoşuma gidiyordu...çırılçıplaktı maskeside yoktu çaresi de ...bir an bende korktum...içimdekinden... topladım yüzüne ve bağırdım..
-şerefine içiyorum.korkak fahişe...buraya kadarmış oyunların.sonuna geldik....bak seni sobeledim!...artık çanların çaldığı gündür bugün ölüm vakti.çirkin yüzlü kirli fahişe.
+cesurlaşmışsın dünkü çocuk.büyümüşsün sonunda...iyi dayandın 2 dkya ağlarsın sanmıştım şaşırttın beni.
-sen büyütmedin fahişe...sen onun bunun koynunda 3 kuruşa sevişirken teker teker üstüme yağan bekaret kanınla büyüdüm ben.sen yoktun.bulutlara emanet ettiğin çocuklarınla büyüdüm ben.
+içine dokunmuş...hala zayıfsın...
-sanmıyorum fahişem büyüdüm kaskatı kesildim...peşine düşeli yıllar oldu bak seni yakaladım burda.fahişeliğinle...ne çok zaman oldu çirkin yüzünü görmeyeli...şimdi şerefine içiyorum.
+iç bakalım elbet karşına geçip kahkaha edeceğim günde gelecektir.
hükmetmek istercesine haykırdım kahkalarımın arasında;
-orası hiç belli olmaz...dedim...
hazırdı çantam gitmeye hazırdım...o da gördü çantamı anlamsızlaştı yüzü ve zor konuştu.
+ne yani gidiyor musun?
-evet.neden korktun mu aptal fahişe?
+gitmek için erken değil mi?
-değil ! geç bile...sen gir paçalı donlu adamların koynuna hadi koş bakalım...
+böyle gidilmez.hem ben ne olacağım...
-ne olursan ol orospu! diyip gittiğimi hatırlıyorum sadece..ve kapıdan çıktığımda bir inleme sesi...sonrası yok uyandım birden...elimde sarap şişesi kalmış...
ama artık tanıyorum onu...temkinliyim ve nerde olduğunu biliyorum.artık uyanığım şerefe İstanbul...benim çirkin fahişem..
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/8/2008 -

kanmışım,kandırılmışım.demişim ki aynada kendime;"eğer başlarsan başa  dönersin.çirkin yüzünü saklarsın karanlıkta.sıyrılma artık yorma beni..."
inandığım yığınla masalı yırtıp atmışım sokaklara.inançsız kalmışım ve unutmuşum kalem tutmayı.unutmuşum noktalama işaretlerini.haykırışlarım ünlemsiz anlamsızlaşmış.çoğu sorum yitip gitmiş kalabalıkta...sonunda soru işareti yok diye anlamsız gelmiş sorularım kendime içinde anlatım bozukluğu aramaya çıkmışım...
yığınla doluyum.boğazıma kadar kelimelerle doluyum.bir başlasam duramam biliyorum....
dökülür parmaklarımdan cümlelerim tutamam.içim dışım anlamlanmaya yönelik kelimelerle dolu.anlamlaştırılmayı bekleyen bedenimi öyle sarıp sarmalamışım ki, çıkamamış giysilerimi yırtıp.ışığı göstermemişim karanlıkta bıramışım...
kırık dökük üç-beş kelimeyle dolaşmışım sokaklarda.öyle bir susmuşum ki aşkı,yaşamı,ölümü,hayali,heycanı,mutluluğu,hüznü,rüzgarı,yağmuru,gözyaşımı dökmeyi unutmuşum...
hatırlamak güzel şey bunları ama o kadar...
dibine kadar gömüldüm anlamsızlığa çıkamıyorum sıkışmış gibiyim.
sesini kaybetmiş tenor gibiyim.kendini kaybetmiş biriyim ben.ruhum kaçtı....
yapamıyorum...
hayatı bir pencere sanırdım silip temizledim güzelce.yağmur yağdı kirlendi...sonra dediler başaramazsın bırak kirli kalsın....
ruh halim yok benim ruhum yok... karıştım hayata artık...
güzelleşmeyi umardım...birden buğulandı aynam..aynayı sildiğimde yansımımın çoktan kaçtığını gördüm.artık benim için ben yoktum !
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

21/10/2007 - ben...bu bir geriye dönüş hikayesi...

uzun zamanlar sonra klavyeye değen parmaklarım acımı hafifletiyor...uzun zaman geçmesinin veridiği huzurla  seçiyorum kelimeleri...uzun zamanm diyorum.diyorum demesine de ben hala aynı emeli oynadığımı hissediyorum tıpkı söz verdiğim gibi...yine aynı sözcüklerle...yine aynı sonbaharla...burdayım işte.hala üç nokta koyuyorum cümlelerimin sonuna...

uzun zaman geçmiş olmasının hoşluğunu iliklerime kadar hissediyorum bu buz gibi havada sıcacık hissediyorum kendimi.kelimelerim içime işliyor ve ısınıyorum...İstanbul'a yağmur yağıyor ve ben yine döndüğümde kendimi burda bıraktığım gibi yalnız buluyorum...yine kimsem yok ve usul usul yağmur yağıyor Kadıköy'e...anımsıyorum...sen,ben,yağmur,Kadıköy...sustuk konuşmadık.elimden gelse ayakkabılarımı da çıkarıp dans ederek gitmek isterdim evime...

döndüğümde yine burda bıraktığım emelle aynı tarifsiz duygular içersindeyim...aynı şekile girmiş hayatlarla doluyum...yine aynı kişiler tarafından terk edilirken ben yine aynı kişilerden nefret ediyorum...arkamda adını unuttuğum niceleri...adını unuttuğum şarkılarla bana "el sallamadan" gidiyorlar...

ben yine babamı düşünüp ağlıyorum...uzun zaman oldu...uzun zaman olması hoş...uzun zaman sonra aynı kalmak daha da hoş...aradığım emeli nihayet buldum.yazılarımın arasına sıkışmış...ve ben kelimelerimle onu yeniden yaratıyorum...mutlu muyum pek düşünmüyorum artık...

mutlu olmayı aklıma getirmiyorum ama uzun zaman sonra aynı yerde kendimi hiç değişmeden bulmak hoşuma gidiyor...

söz verdiğim gibi...;

"her şey olup bittiğinde,zaman geçtiğinde ben yine o güçlü emel olacağım..."

Yorum (9) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/5/2007 - Yalnızlık hem kutsaldır,hem kutupsal...

Hérkes kendini tahmin ediyor.Hiç kimse,şöyle etraflıca,detaylı biçimde farkında değil kendinin.
(...)
Herkes yalnız aslında.Yapayalnız.Bir de,herkesinkendine özgü bir yalnızlıı var.Birinin yalnızlığı diğerinkinde de uymuyor.
Herkes kendi açısından yalnız!
Herkes kendi açısından yalnız olduğuna göre,yalnızlığın açısı d vr demektir.Kimininki dik açılı,kimninki geniş açılı...En pişsi de dar açılı yalnızlıktır.Buna iflah olmaz yalnızlık da diyebiliriz...
  Yalnızlığın açısı olduğuna göre,şekli de olması gerkir.Mantık böyle buyurur.Ama kimse bu şekli görememiştir dünya gözüyle.
Mesela sokakata yürürken,pat diye yalnızlığın şekli çıkmaz karşımıza.Demek ki bu şekil,soyut şekildir.
  Bunca muhabbetten sonra,yalnızlığın tanımını yapabilecek kıvama geldk demektir:Yalnızlık,kendini tahmin ve tatmin etme beceriine sahip olancanlılara özgü,değişik açıları olan geometrik şekilli soyut bir kavramdır.
  Yalnızlığın,insanın ekseni etrafındaki kişi sayısıylka ya da civar mahallelerdeki yalnızların oranıyla ilgisi yoktur.Bu arada;"En pisi de kalabalık içindeki yalnızlıktır"gibi klişe laflardan da uzak durmak gerekir.Yok öyle bir şey.Kalabalık içindeki yalnızık ne ya...Kalabalık içindeki yalnızlık,sadece cumhurbaşkanı adaylrına mahsustur.Gerisi palavra.
    Asıl yalnızlar,yalnızlığı bir stil olarak üstüne yakıştıranlardır.Onların yalızlığı sakil değildir.üstlerinden dökülmez.Pot yapmaz.Kırışmaz.Paalarından yada omuzlarından iki parmak kestirmek geekmez.Kalıp gibi oturur üstlerine.İlik açmaya,düğme dikmeye,overlok çekmeye ihtiyaç kalmaz.
  Yalnızlık,kutsal olduğu kadar kutupsal bir kavramdır.Her iki kutupta yarı yaşanır.Bir Eskimo'nun yalnızlığıyla,Afrika'daki balta girmemiş ormanların civar köylerinde yaşayan bir kabile mensubunun yalnızlığı aynı değilir.İklime ve coğrafyaya göre farklılık gösterir.Dağlarda başka yaşanır,denizlerde başka.İç kısımlarda koyu ve sert,kıyı kesimlerdeyse mutedildir.slak ya da cıvık olduğu bölgeler de vardır,kupkuru ve katı olduğu bölgelerde.
   Demek ki yalnızlık,yaşandığı yer itibariyle evrensel değil,bölgeseldir.Yaşanma sıklığı ve dünya genelindeki genel dağılımı açısından da evrenseldir.Karışık bir şeydir yani.Tuhaftır.
   Sadece coğrafi olarak değilzihinsel olarak da farklı yaşaır yalnızlık.Kimin yalnızlığı depresif,kiminise coşkuludur.Kimi ise takıntılı yalnızlık yaşar.Ama değişmeyen bir tek şey vardır;yalnızın halinden yalnızlar bile anlamaz.
   Peki,"Bilmezler yalnız yaşamaynlar / Nasıl korku verir insana sessizlik insana" diyen şair kimdir?Evet,parmakları görmek istiyorum...Orhan Veli tabii...Hani şöyle bi kalıp vardır vardır ya;şair ne güzel açıklamış yalnızlığı değil mi...
   Açıklamış açıklamasına da,benim sorum tuzak soruydu...Parmakları görelim ne demek ya...Yalnız değiliz demek.İstersek kaldırırız demek!
Oysa,havaya kalkmış parmakların içindeki her parmak,yalnız bir parmaktır aslında.Yüz tane parmak varsa,pamak kalabalığınan değil değil,yüz yalnız parmaktan söz edebiliriz ancak. O yüzden, verile cevabın doğru yada yanlış olması bile önem taşıma.
   Yalnızlığın ötesi nedir,diye soran olursa bu kez ben parmak kaldırırım.Daha doğusu Özdemir Asaf'ın zaten kaldırmış olduğu parmağı,tutar bir daha kaldırırım:"İnsanın kendine mektup yazması  / ve dönüp-dönüp onu okuması / yalnızlığın da ötesidir" derim,susarım.
   Peki bu söylediklerimi yalanlamak ister gibi"Yalnız değilsin / yalnız değilsin / yüzüme baksan / fark edersin"diyen rock'ın kara kızını,Aydilge'yi konunun neresine yerleştireceğiz o zaman?
"bazı
kendim
bile
kendime
kalabalık
geliyorum" diyen met-üst'e ne diyeceğiz peki? Biz yalnızlıktan kavrulurken sen kendi kendine bu kalabalığa nasıl katlanıyorun diye sormaz mı insan?
   Soruyorum o zaman...
 
 
P.S._Haftalı Penguen dersisinde alıntıdır..çok beğendiğim bir köşeden alıntıdır.saygılar..
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

ßana masal anlatma.Zatén küçükkén de sevézdim.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta
maNga
$eboistnet

Kategoriler

Arkadaşlarım

busra
gizem18
nemon
lintu
tezene
cocostar
azmavi
gizemnot